//
you're reading...
Gezi Notları

>Kaçkar Beni Çağırdı!

>

Karadeniz,çocukluğumun cennet bahçesi artık karşı koyamadığım yağmur sesi, rüzgar nefesiyle beni çağırıyordu; 1400 km uzağa, evime. Yakında Kaçkarlar’da rehberlik yapmak üzere yola çıkacak arkadaşlarımından birini arayıp ona eşlik edip edemeyeceğimi sordum. İki gün sonra Kaçkarlara oradan da Doğubeyazıt’a gideceğini, bana da uygunsa ona eşlik etmemden memnun olacağını söylediğinde, yolculuğun heyecanı çoktan kaplamıştı içimi. Dağ çantamı yüklenip, yola çıkacağımız gün Pazar’a giden otobüse binene kadar ayaklarım yere basmadı bir türlü.
İstanbul’dan yaklaşık 19 saatlik uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra, öğle saatlerinde ancak ulaşabildik Pazar’a. Buraya gelmişken yemeden gitmek istemediğim ‘muhlamayı’ afiyetle mideme indirdikten sonra Ayder Yaylası’na gitmek üzere yola koyulduk. “Pafuli Restoran”da da sıklıkla yediğim muhlamada bir şeylerin eksik olduğunu düşünmüşümdür hep. Eksikliğin ne olduğunu ancak burada yedikten sonra çözebiliyor insan. Evet kesinlikle, karadenizin yeşili, kokusu, kendine özgü ortamı ve sıcak insanı olmalı, bir muhlamanın içinde.
Ayder’e kadar bir, bir buçuk saat süren yol boyunca Karadeniz’in muhteşem doğası yeşile aç olan gözlerim için bir ziyafetti doğrusu. Çamlıhemşin’in 19 km. güney doğusunda 1350 m rakımda, ladin ve kayın ormanlarıyla Ayder, Kaçkar Dağı’na çıkmaya gelen dağcıların ilk durak yeri. Ormanlar yaklaşık olarak 2000-2200 m yüksekliklerde sona erip yerini alp çayırlarına bırakıyor. Turuncu ve beyaz renkli küçük dağ zambakları ve papatyalarla birlikte, çayırların yanında lekeler halinde yer yer kısa boylu, orman gülü çalılıkları bulunuyor.
Olağan yağmurlu havasıyla karşıladı bizi Ayder. Haziran ortasında cennete düşmüştük sanki. Kalınabilecek onlarca pansiyon arasında seçim yapmak oldukça güçtü. Yayla evlerinin güzelliğine kaptırmış şaşkın şaşkın yürürken Ayder çıkışındaki Kardelen pansiyonun önünde buluverdik kendimizi. Köşedeki şöminesi, yöresel kilimleri, ıslak tahta kokusuyla sıcak, küçük bir dağ eviydi burası.
O gece Karadeniz’in yerel rehberleriyle Çise restoranda hayli ‘sıcak’ geçen ateş başı sohbetimizin ardından ertesi günkü uzun yolculuğumuz için enerji toplamak üzere odalarımıza çekildik.
Gün, insanı yenileyen serinliğiyle ağardığında çantalarımızı toplayıp yola koyulmuştuk bile. Vaktimiz olmadığı için gidemediğim kaplıcaları bir dahaki gelişimde girmek üzere arkamda bırakarak bizi Kavron yaylalarına çıkaracak olan minübüste yerimi almıştım.
İçimi ve ne hikmetse omuzlarımı kıpırdatan karadeniz türküleriyle -ki DoğuBeyazıt’a kadar hatta orada bile bize eşlik edeceklerdi- zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan Yukarı Kavron yaylasına varmıştık. Karnım açlıktan zil çalmaya başlamışken  hoş bir süpriz karşıladı beni burada. Köylüler yayla evlerinden birini  kahve haline getirip, bir de içine taş fırın yapmışlar. Sabahın o saatinde dumanı üstünde yeni çıkan puaçalara kimsenin dayanma şansı yoktu gerçekten.
Yukarı ve aşağı  olmak üzere ikiye ayrılan Kavron yaylalarına yöre halkı artık sadece geleneklerini sürdürmek üzere çıkıyor. Çok uzun zaman geçimlerini sağladıkları hayvancılık oldukça azalmış durumda. Yayladakilerin geçimlerini büyük şehirlerdeki fırın ve pastahanelerinden sağladıklarını öğrenip şaşırıyorum. Genç kuşaklarsa yeni yeni dağ turizmini de geçim kaynağı olarak tercih etmeye başlamışlar.
Dere kenarındaki şirin yayla evlerinin arasından kamp yapacağımız Öküz Çayırı’na kadar üç  saatlik keyifli bir yürüyüş yaptıktan sonra güzel bir kahveyi hak etmiştik. Bir yanda kamp ocağında pişen kahvenin, bir yanda yol boyunca da bize eşlik etmiş olan dağ zambaklarının kokusu birbirine karışıyor, başımı döndürüyordu doğrusu. Günün son ışıkları gökyüzünü boyarken çadırlarımıza çekiliyoruz. Gece canlılarının toprakta çıkardığı uyanış sesleri eşliğinde derin bir uykuya dalıyorum.
Güzel bir kahvaltının ardından epey erken bir saatte kuzey küçük buzul rotasından Kaçkar zirvesine çıkmak üzere yola koyulduk. Kaçkar 3937 m yüksekliğiyle Türkiye’nin en yüksek dağı değil belki ama,1829’da Ağrı Dağı’na bir Alman tarafından yapılan Türkiye’deki ilk tırmanışın ardından, 1846’da yine yabancılar tarfından yapılan bir ekpedisyonla Türkiye’nin tırmanılan ikinci dağı olmuş. Kaçkar Dağları, 4000 metreye yaklaşan zirveleri arasında yüzlerce buzul gölü de saklıyor. Bu göllerin en büyüğü olan Deniz Gölü, 3412 metre yükseklikte ve en derin noktası yaklaşık 60 metre olan pırıl pırıl, masmavi bir göl. Bu arada Deniz Gölü, yüksek irtifa dalışları için de oldukça uygunmuş.
Volkanik bir dağ olan Kaçkar tırmanış açısından oldukça dikkat edilmesi gereken bir dağ. Lavların soğumasından sonra oluşan tüfler kayalarda çokça bulunduğundan tırmanış esnasında kaya kopmalarına sık sık rastlanıyor. Bunun yanında daha önceden kopmuş kayaların ufalanmasıyla oluşan çarşaklarda tırmanmaya çalışmak da dikkatli olunmadığında tehlikeli durumlar yaratabiliyor. Tabii bizim izlediğimiz rotanın genellikle dağcıların kullandığı bir rota olduğunu da burada hatırlatmamda yarar var. Turistler, dağ rehberleri eşliğinde bizimkine kıyasla çok daha rahat bir rota olan  güney rotasından çıkıyorlar zirveye. Yani Yusufeli tarafından gelip zirve yaptıktan sonra Ayder yaylasına geçiyorlar.
Rotamız üzerindeki uzun çarşakta bir iki düşme tehlikesi geçirdiysem de fazla zarar görmeden atlatmayı başardım. Çarşaktan sonra önümüze çıkan, günün ilk ışıkları altında dans eden kar parçası karşısında, insanın mevsimleri karıştırmaması işten bile değildi. Dikkat edince buzulun bir kısmının çarşak altında kaldığını farkettim. Global ısınmanın etkisi buralarda da kendini gösteriyordu işte. Buzullar hem eriyor hem de ısınmanın etkisiyle kopan kaya parçalarının altında kalıyordu. Korkarım ki, gelecek nesiller buzulları görmekte bizim kadar şanslı olamayacaklar.
Sırtlarımızdaki oldukça yüklü çantalarla tırmanışımız hayli zorlu geçtiyse de zirvenin önümüze serdiği güzellikler soluğumuzu kesmiş, tüm yorgunluğumuzu unutturmuştu bir anda. İnsan oralardan ayrılmayı hiç istemiyordu; bir yanda buzul gölünün muhteşem maviliği, bir yanda pamuk pamuk bulutlar, bir yanda esriten, garip bir aidiyet duygusu; dağlara, doğaya. Zirveden ayrılmamız güç olduysa da yine uzunca bir çarşak aştıktan sonra o geceyi geçireceğimiz Dilberdüzü yaylasına güneş batmadan varabildik. Kaçkar’ın bu tarafına geçtiğimizde bitki örtüsündeki farkedilir değişiklik hemen gözümüze çarpıyor. Kaçkarlar Karadeniz’den yükselen nemli havayı kestiğinden nemin yağmur olup toprağa düştüğü Ayder tarafı yemyeşil ve ağaçlık olmasına rağmen nemli havanın geçemediği Yusufeli tarafı, Çoruh nehrini besleyen su kaynaklarına rağmen nispeten kuraktı. Ağaçları görmek için ise daha aşağılara inmeyi beklememiz gerekiyordu. Dilberdüzü dağ turistlerinin zirveden önceki kamp yeri olduğundan bu yaylayı boş bulmak neredeyse imkansızdı. Bu yüzden yaylaya geldiğimizde yedi, sekiz çadır ve akşam yemeği için koşuşturan turistlerle karşılaşmamız pek süpriz olmadı. Çadırımızı kurup, yemeğimizi yedikten sonra yakılan büyük kamp ateşinin başında biz de aldık yerimizi. Sohbetlerle başlayan geceyi türkülerle ve horonla tamamladığımızda hiçbirimizin ayakta duracak hali kalmamıştı.
Ertesi günkü hedefimiz DoğuBeyazıt’tı ve bu uzun yolculuğa sabahın ilk ışıklarıyla Dilberdüzü’nden Yusufeli’ne doğru yaptığımız bir yürüyüş ve minibüs yolculuğuyla başladık. Yusufeli ‘Sukavuşumu’ yol ayrımına geldiğimizde Ağrı arabasının saat 23:00’te geçeceğini öğrenmek ikimizde de soğuk bir duş etkisi yaptı. Sezon başı olması nedeniyle ki, bu dağ rehberlerinin maddi olarak en sıkışık oldukları dönem, arkadaşımda da bende de alternatifler için pek fazla para yoktu.Tabii ki parasız alternatiflerimiz tükenmiş değildi. On dakika geçmemişti ki Erzurum’a giden bir çimento kamyonunda Mehmet Abi’yle sohbet eder bulduk kendimizi.
İnsanın düşlerini süsleyecek güzellikteki bu yemyeşil dünyayı geride bırakırken biraz acıdı içim ama biliyordum ki artık uzun bir ayrılık mümkün değil, en kısa zamanda yine görüşeceğiz. ‘Döneceğim’ dedim içimden. Ormanınla kuşunla, mağrur kayaların baş döndürücü kokunla can suyu yağmurlarınla bekle beni döneceğim Kaçkar…

-2003-

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: